Bilgi Teknolojileri ile küresellşen dünyada, bilim ve teknoloji alanındaki hummalı bir yarış vardır. Bilgi çağının İdeo-teknik savaşa dönüşen bu yarışı içinde ulusun kalkınmasına katkıda bulunmak her yurttaşın en başta gelen vazifelerinden biridir. Bu görevi, ekonomik büyüme ve endüstriyel ilerlemenin temel koşulları olan, bilgi toplumu ve hukuk devleti kutuplarıyla sağlamak özlemi, aydınımızın ortak bir ülküsüdür. Bizde bu onurlu görev ve yüksek ülküden yola çıkarak bilim ve teknoloji örgütleri hakkındaki düşüncelerimizi tartışmak ve görüşlerinizi almak üzere açılan bu sayfaya sizinde yardım ve desteğinizi bekliyoruz.
Bu sayfa, oluşmuş ve bitmiş bir plan ve projenin sunulması değildir. Sadece belirli bir hedef olarak seçilen, Bilim ve teknoloji örgütlerinin Bilim ve Teknoloji Bakanlığı çatısı altında toplanması konusunda, bir kamu oyu oluşturmak için düşünce ve önerileri paylaşma amacını taşımaktadır. Bu görüşün geniş bir perspektifi olan Sanayi - üniversite - devlet işbirliği düşüncesinin, özlenen ulusal kalkınmada idealinden, yaşanan bir realite haline getirilmesi elbette kolay bir iş değildir. Bu üçlünün birlikte anılmasından da anlaşılacağı üzere bu görev, ne sadece güç alanı olan özel kesim yani sanayin ne de bilgi alanı olan özerk kesim yani üniversitenin işidir. Fakat bu üçlü içinde etki ve karar merkezi olan devletin önemli bir yeri vardır. Çünkü öteki iki özeğin işbirliğini sağlama yetkisine sahip olan ve bilgi ve gücü odaklaştıran kamu sektörünün yani devletin yeri daha ağırdır.
Ancak bu güne kadar tam gerçekleşmeyen bu ideale, bugün daha çok muhtaç olduğumuzdan, bu sorunun acısını duyan ve bütün söktörlerin tabanı olan “halk sektörü”ünün artık devreye girmesi aranılır hale gelmiştir. Eğitimi artan, sorunlarını tartışabilen, çözümleri paylaşabilen, sosyal ve kültürel oluşumu gönülleşen, ekonomik ve politik katılımı örgütleşen halk sektörü; özel ve özerk skesimi besleyen bununla birlikte resmi ve disipline olan kamu alanını destekleyen özgür bir sektördür.
Devleti, millete hizmete platformundan ziyade baskıcı yönetim ve savurgan tüketim ile talancı siyasetin ve tekelci ticaretin çarpışma alanı haline getirerek, partiler ve bankaları kötüye kullananlar, toplumun tavanı olan KAMU alanının işlevselliğini yetirmesine sebeb olmuşlardır. Bu bürokratik burjuvazi sayesinde üniversite ve şirketler gibi eğitim ve üretim kurumları dahi asli işlevlerinden uzaklaşmış, gelişmiş uluslarla yarışacak veri ve yorum ile ilerlemiş ülkelerle rekabet edecek kaynak ve güç üretemez durumdadır.
Bu durumda bütün kesimlerin tabanı olan toplumun, eğitim düzeyinin artması ve demokratik hale gelmesinin bir eseri olan kamuya yararlı derneklerin ve güçlü-etkili vakıfların devlet dışındaki organizasyon gücü , sorunların çözümünde devletin yükünü azaltır hale gelmektedir. Bunun etkileşim alanında güncel örneği AKUT'un başarılarıdır. Ulusun gelişmesinin ve örgütleşmesinin bir tezahürü olan SİVİL TOPLUM, yasama ve yürütmeye ilişkin kamusal alanlarının denetimindeyargıyla beraber 4. bir güç halinde "yayma" olarak devreye girmektedir.
İletişimin kitap, dergi, gazete , radyo-tv'ye eklemlenen bilgisayar ve internet boyutunun, evrensel çapta bilgi birikimi, küresel genişlikte bilgi erişimi, hızlı ve kapsamlı bilgi işlemi, toplumsal konsensusun oluşmasında genişlik ve kamu oyunun denetiminde derinlik sağlamaktadır. Adına ister yayma, ister medya deyin, İsmini ister basın isterse kamu oyu olarak koyun, ortada toplumun etkileşimdeki gücünü ve ulusun iletişimdeki konsensusunu görürsünüz. Çağdaş etkileşim ve iletişim sayesinde oluşan kamu oyunun gündeminin daha sağlıklı ve sağlam olacağını bekliyoruz. Milletin gözcülüğünü yapan böyle bir basın ile gerçek gündemi bulma olasılığının doğacağını, Devletin sözcülüğünü yapan böyle bir yayma ile değişen günceli yakalamak olanağının artacağını umuyuruz.
Demokratik bir ortamda, para ve oy alanının yani milletin, bilgi ve karar odağını yani devleti, bu yapı ve işlevde bir kamu oyu yani sivil toplum dışında bilim ve hukukla düzenlemesi ve denetlemesinin doğal, normal ve yasal girişimden başka bir yolu yoktur.
"İnsan Tümü"nün, cemiyet, kavm, millet, ümmet, halk, nas ve beşeriyet terimleriyle anlatımı, elbette onun mahiyet ve gerçekliğinin bir yanını tanımlar. Bunu ilim adamlarına bırakarak burada sadece şunu belirtmek isteriz ki, özgürlüğü çoğaldıkça olayları etkileme gücü artan cemiyetin bireylerin toplamından başka bir küme halinde varoluşu ile sorunları çözüm etkisi giderek büyüyecektir. Keze örgütlülük oranı yükseldikçe denetleme gücü artan milletin yurttaşların bütününden fazla bir kesim halinde kendini ortaya koyuşu, bir köy halinde gelen geleceğin dünyasında kendisini daha çok hissetirecektir. Ama bu durumun, "İnsan Teki" olan kimlik sahibi bireyin ve kişilik sahibi yurttaşın aleyhine olmayacağı iyimserliğindeyiz.
ÜÇÜNCÜ SEKTÖR olarak
da tanımlanan bu sektör, toplumun giderek daha çok özgürleşmesi
ve ulusun daha az yönlendirilmesi yolundaki genel eğilime uyarak
çeşitli resmi alanlarda devreye girmektedirler. Örneğin TEMA vakfı. Bu
durum insanların, kaba güçün köleliğinde nesne sayılmayı ve
buyruk gücüyle kullanılmayı geride bıraktığı gibi çağdaş bir kölelik olar
işçilikten ve yönlendirilmekten de kurtulacağının göstergesidir.
Ulusumuz, kendilerini başkalarından daha çok bilgili daha çok aydın
görenlerin, önderlik ve öncülük adına, bir dediklerini bir de yaptıklarına
bakarak, öğretmenlik ve örneklik yolunda sınıfta kaldıklarını görmüştür.
Hatta dünyadaki tüm toplumlar daha çok uyanık ama içten ve daha çok
girişimci ama ilkeli olmak gerektiğini anlamıştır.
Bu nedenle her halde bilimsel görüşü gelişmiş ve hukuksal duyarlılığı artmış
bireylerin bulunacağı gelecekte; devletin kamusal yasama,
yürütme yargı ve yayma erkleriyle ekmek ve güvenlik ile özgürlük ve barış
gereksinimi daha hızlı karşılanacak; ulusal parti, banka, bilim ve basın
örgütleriyle ile dil ve düşünce ile din ve inanç sorunları
daha kolay çözülecektir.
Belki "ihtiyacı olduğu için değil topluma katkıda bulunmak üzere çalışmak" da ifadesini bulan ve iktisat va adalete dayanan bir küresel toplum ile yer kürede bir dünya cennetinin doğması ve ukba cennetinin kurtulması olasıdır. Bu özlemi içinde duyan ve bu evrensel hedefe ulaşmak yolunda çalışan insanın, özgürleştiği ve etkinleştiği ölçüde bu olasılıkta artacaktır. Bu nedenle dünyevi yada uhrevi farklı saiklerle bireysel ya da sosyal çeşitli amaçlarla çıkarsız ve yararlı çalışmanın gereğini ve gönüllü yardımlaşma ve dayanışmanın önemini anlayarak, insanımızın, ardniyetsiz dernek ve hilesiz vakıf şeklinde nefis ve mallarını iyilik ve yardım yolunda organize etmesi artacak ve çoğalacaktır.
Sanayi ve üniversite işbirliğini sağlıklı ve etkin bir şekilde gerçekleştirmenin bir aracını; Devletin, Bilim ve Teknoloji Örgütlerini (BTÖ), Bilim ve Teknoloji Bakanlığı (BTB) şeklinde koordine ve kontrol etmesi olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu üst örgüt ile, devletce merkezden yönetilen ulusal ilerlemenin, geniş katılımlı bilim ve hukuk şuralarıyla genişleyerek toplumsal değişme ve gelişmeyi algılayacağını öngörüyoruz. Diğer taraftan milletçe çevreden desteklenen endüstriyel kalkınmanın, merkezi ekonomik planlamanın, bilimsel planlamaya dönüşmesi ile ideolojik özgünlükle eğitimin daha ÖZGÜR ve teknolojik kolaylıkla yönetimin dava SİVİL hale geleceğini varsayıyoruz. Aynı zamanda kendini saydam ve açık toplumda yetiştiren BİREY'in, insanın sömürülme ve kullanılma olasılığını giderek azaltacağına inanıyoruz. Çünkü ortak akıl ve vicdanın, nesnel bir bilim ve hukuk oluşturacağını düşüncesindeyiz.
Danışmaya açık çevresel iletişim (şura) ve düzenlemesi saydam merkezi etkileşim (planlama) ile bireysel katkının ve toplumsal korumanın dengelendiği Bilim ve Teknoloji Bakanlığı, aynı zamanda ideolojik angajenin bilimsel ölçülerle arındırıldığı ulusal bir örgütü oluşturacak ve politik güdümün hukuki kurallarla önlendiği toplumsal bir kurum olacaktır. “Tam istihdam”ideolojik hedef olmaktan ziyade “ekonomi-politik” bir bilim ve uygulama olduğundan, tam istihdamın bilimsel olarak araştırıldığı ve hukuki olarak sorumuluk altına alandığı BİLİM VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI, Tübitak, Devlet Planlama Teşkilatı ve Milli Kütüphane gibi kalkınmanın temelini teşkil eden kurumları bir araya getirdiği gibi standartlara, patentlere, istitastiklere, arşivlere ilişkin dağınık bilim ve teknoloji örgütlerini toparlayacaktır. Sivil toplum Kuruluşlarının çalışmalarını destekleyerek verimli hale getircektir.
Bu bakanlığın ana motorlarından birini de toplumsal belleğin deposu ve ulusal bilgi ağının merkezi haline getirilmiş Milli Kütüphane (MK) olarak görüyoruz.Web sayfamızda konuya ilişkin text ve grafikleri sunuyoruz. Bir kamu oluşturmak üzere konuyla ilgilenenlerin düşüncelerini almak ve görüşlerimizi paylaşmak üzere sayfalarımıza çağırıyoruz ve görüşlerinizi bekliyoruz.
Osman ZİYAOĞLU