Sitenin Kuruluş Tarihi: 01 Ocak.2001

  ana sayfa|Bilim ve Teknoloji Örgütleri|Yöntembilim| İnsanbilim | Din - Fen İlişkileri |
 
FENNİ TEORİLER 
VE
DİNİ YORUMLAR
 
 
 
HÜRRİYET
1.  Bilimci ve Dindar
 
2. Fen Din İlişkileri
 
3. Alan-Yöntem 

Tartışması

ESMA

 

Eleştiri ve Görüşleriniz İçin: osmanziya@hotmail.com

Sayfa Hakkındaki Düşünceleriniz İçin (WebMaster): mbugucam@yahoo.com
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 


         YERİNİ BELİRLEMEK

           YÖNÜNÜ BULMAK, İLERLEMEK

           YANDAŞLIK KURMAK, YAKLAŞMAK

            NESNE-LEŞMEK, nelik, gerçeklik

            KİMSE-LEŞMEK, kimlik, kişilik
             ...

            Tüm bu ve benzeri kavramları eksen alan soruların cevabı, en koyu yeşilinden  kırmızının en koyusuna  kadar, İnsanın evrendeki "yeri" sorusunun yanıtına bağlıdır.  İnsanın bulunduğu "yer" ise, onun yönünü biçimlendiren  YOLUNUN  seçimiyle bağlantılıdır  ve yaşantısını renklendiren  GÜNÜNÜN beğenisi ile yakından ilgilidir... 

              Şüphesiz kendisini koyduğu  bu "yer", insanın seçtiği ve beğendiği doğrultuda,  kendine verdiği  önem ve değerle doğru orantılıdır. 
              İşte insanın tür yada birey olarak kendini koyduğu bu "yer";  evrenin ortasında   veya kenarında  ya da kültürün doğusunda veya batısında ya da uygurlağın geçmişinde veya geleceğinde   ya da siyasetin kuzeyinde veya güneyde ya da idelojinin sağın da veya solunda olabilir. 

                 Ama nerede olursa olsun insan için iki ana durum yada iki temel tutum vardır: 

                 Birincisi; 
                 kendine değer veriyorsa orada ortada  bir yer  alır, varoluşu önem kazanıyorsa dünyanın   özeğine yerleşir.  Özel, özerk, özgür dünyasını kendine özgü olarak kurabilir. Burada bencillik yada başkacıllık ayrı bir konudur. Kendisinin çıkarını mı yoksa toplamun yararını mı düşünmeli bu içeriğe ilişkin bir sorundur. "Pratik" bir durumdur.

                  İkincisi;
                  insan yetirince özgür ve  etkin değilse  kenarda bir yerde durur ve çevrede bir yere atılır. Akıntının çektiği  yere, rüzgarın götürdüğü  yöne savrulur. Bu noktada insanın determinizmi ve indeterminizm tartışmaları evrenin parçacık ve dalgacık "kuram"larının çatışması gibi sonuçsuzdur. 

                Özdeşlik yada özgürlük, zorunluluk yada olasılık, hizmet yada ücret, geçiçilik yada kalıcılık...   artık pozitif yada negatif, aktif yada pasif, real yada ideal, emprik yada rasyonal ne kadar çift faktum yada fiksiyon varsa...  bu diyalektik cehenneminin yada dyadolojik cennetinin ikilem ve çelişkilerinden kurtulmanız imkansızdır. 

                 Çünkü parite yasası,  yaratılanlara ait  istatistik değişmelerin ötesinde  ve yaratılışa ilişkin determine değişmezlerin üstünde,  genel, evrensel ve sürekli  bir yasadır. 

                   PARİTE,
                    bütün   "zıd ve nid"görüngü ve  görüntülerde gözlenenleri , varlıkları ve olayları, en azından organ ve ortam bileşenlerini içeren, obje ve fon bileşimi gerektiren;
                    GÖR-ÇEK-LİK-tir.
                    Mikroskop ve Teleskopları ne kadar yontarsanız yontunuz bu  anti/zıdd/karşıt varlığı değiştiremezsiniz.

                     PARİTE, 
                    her türlü "aynı ve gayrı" gösterge ve gösterilerde görünenleri, kimseleri ve nesneleri gerektiren , her halü karda tasarlarımızda "dır ve değil"  çiftini barındıran, kararlarımızda "evet ve hayır" ikilemini  uçlayan; 
                    GER-ÇEK-LİK-tir.
                    Duyarlığınızı ve duygunluğunu ne kadar gererseniz geriniz bu kontra/nakz/çelişik düşünceyi  aşamazsınız.

                    "Ve halaknaküm ezvaca"    tümcesiyle ifade edilen de , bu  parite/zevc/çift olgunun ve kurgunun   tahakkuk ve tezahürüdür.

                    Parite, görünen ve gözelenen  "paralel" yada "simeterik" "GERÇEK"tir ki bugerçek,  güzellliğin yücesine  doğru bir ÇEKİMDİR

                    Parite, ikiz çokluğu bağlayan  ve çift çeşitliliği birleştiren  "DOĞRULUK"tur ki bu doğruluk, iyiliğin yükseğine bir ÇAĞRIDIR. 

                  Parite, yasasının  tümelliği ve evrenselliğinin kökeni ise,  özdeşlik  ve özgürlüktür. Ayniyet ve hürriyet ise her şey'e vurulan BİRLİK  ve TEKLİK  damgasının  irae ve tecellisidir 

                     ****

                 FEN VE DİN , bu "çelişkilerin birliğini', tezahür  ve tecelliyi,  dilin liflerini açarak; 
                SAN'AT VE HİKMET ,  bu "karşıtlıkların bütünlüğünü" tahakkuk ve iraeyi düşüncenin labiretleri aşarak, 
                 farklı alanlarına ilişkin farklı yöntemleriyle  yapsalarda, 
                "cümlenin maksudi bir ama rivayet muhtelif" gerçeğini terennüm ederler.

                   O halde eğer evrende bu  "T" yasası geçerli ise , her şeyde  bir sır, bir sınav, her olayda  bir TERSLİK,  bir çelişki varsa,  "kendini merkeze alan çevreye atılmalı, çevreye atılan öne ve özeğe alınmalıdır." (*)
 

                Hasılı bu yazı:

                Kozmik ve ontik açıdan 
                 İNSANIN EVRENDEKİ YERİ
sorgulamak gibi din ve fen adına örtülü  ve gizemli  bilinmeze  girişenlerle bilgilerimi paylaşmak için hazırlanmıştır. 
                Epistemik ve etik açıdan 
NERERDEN GELİP NEREYE GİTTİKLERİNİ  soruşturanların  görüşlerini almak amacıyla sunulmuştur.

                 Şimdi 
                 bulunduğum yeri, ilerlediğim yönü ve seçtiğim YOL'u tartışmak için
                  HÜRRİYET'i tıklayınız.

                  Neliğimizi ve Gerçekliğimizi 
                  ARAŞTIRMAYA 
                  Kimliğimizi ve Kişilğimizi
                  GELİŞTİRMEYE 
                  yardım için 
                  yandaki 3 SAYFAYI   tartışabiliriz.

                   Ancak 
                   YÜCELİĞİN  SONSUZUNU bulmak
                   İYİLİĞİN GÜZELİNE erişmek
                   YETKİNLİĞİN DORUĞUNA çıkmak
                   için, doğrudan doğruya 
                    ESMA'ya geçebilirsiniz !
                   Ama ne hikmettir bilinmez çoğumuz bu kısa yolu seçmeyiz!!!

----------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Üstteki zahir  BTO (Bilim ve Teknoloji örgütleri)  somutundan sonra soyuta doğru bir yolculuk yapacaksanız,  alttaki batın bu "Din-Fen" başlıklı bölümdeki sayfalar size tartışma ve araştırmaya davet edecektir. Fakat bu çağrının üstündeki sol ve sağ yanlardaki, önceki   "Yöntembilim"in çekici gizemi ve sonraki "İnsanbilim" in çelici bilinmezi size göz kırpmaktadır. Bence size hangisi göz kırpıyorsa "T" yasası gereğini onun karşısındakine gidiniz.

                   Bilim her zaman insanın en temel aracı olmuştur.  Bilimi  işleyen  YÖNTEMBİLİMLE  düşüncenize kanat takmak ve tefekkürünüze ivme vermek yararlı olacaktır. Ama bu kanatları inşa etmek kolay olmayacaktır. Ancak zor olan başarılınca yapılan yatırımı kat kat geri getirecektir.  Yani girişi zor çıkışı kolay ve kazancı  bol bir sayfa. Oysa karşı taraftaki İNSANBİLİM sayfası ise, girişi kolay ve çekici,    çıkış ucu zor bulunan bir labirenttir. Acemice çizilmiş bu yollarda kendinizi kaybedebilirsiniz. Üstelik  evrenin ve insanın karşılıklı yer değiştirdirdiği bu "merkez-muhit"  hattında dolaşmak  zamanını tüketecek ve  sürenizi eksiltecektir. Tavsiyem  bu uzun yolu geleneksel düşüncenin  yürüyüşü ile değil yöntembilim kanatlarıyla uçarak geçmektir. Ama bu iki sayfanın serüvenine atılmak istemiyorsanız, , zamanını riske atmamak istiyorsanız, doğrudan DİN-FEN İLİŞKİLERİ sayfalarınının tartışmasına katılabilirsiniz.
Ama yöntembilimle neyi kaçırdığınızı ve insanbilimle kimi kaybettiğinizi bilmek ve anlamak için, tekrar sorar  ve yeniden ararsanız,  oradaki usunuzu ve gönlünüzü sonra da ziyaret edebilirsiniz.