ÖNSÖZ

Bu bildirinin amacı bibliyografyanın önemini ve değerini ortaya koymak ve ülkemizin bu alandaki olumsuz durumunu mukayeseli olarak sergiliyerek resmi ve sivil kesimin dikkatini çekerek, aydınlarımızın bu husustaki duyarlılığını artırmaktır.

Bunun içinde bildiride bibliyografik derleme ve denetleme tanıtılarak bu konudaki idari çalışmalara ve ilmi önerilere ana hatlarıyla yer verilmiştir. İlmi öneriler başlığında dewey sınflamasına alternatif olacak özel olarak geliştirdiğimiz koordinatik tasnif sisteminden bahsedilmiştir.

Bildiride, bir taraftan kütüphanecilik etkinliği özetlenirken öbür taraftan kitapların derlenmesi ve denetlenmesinin önemini göstermek için konunun ülke kalkınmasıyla ilişkisi vurgulanmıştır.

Konunun uzmanları olan siz arkadaşlarımıza hazırladığımız bu amatör çalışma, ilmi eleştiri ve düzeltimlerinizİ beklemektedir. Özellikle ülkemizin bibliyoğrafya konusundaki olumsuz durumunun, uluslarararası mukayeseler ve güncel verilerle gerçekçi bir şekilde ortaya konulması için yapacağınız bilimsel katkıların çok önemli olacağına inanıyorum. Bildiri asıl o zaman bilimsel nitelik kazanacak ve sunulmaya değer haline gelecektir.

Derleme ve Bibliyografik Denetleme Komisyonu Raporu

İçin hazırlık çalışması:

KÜTÜPHANECİLİK’TEN KİTAPBİLİM’E

Dilde sözlerin sesli simgelerle iletilmesinden sonra bilgilerin ve düşüncelerin yazılı simgelerle korunmaya ve aktarılmaya başlanması insanın uygarlığının başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Medeniyetin köşe taşlarından olan kağıdın kayıt malzemesi olarak tablet ve deriler yerine kullanılmasıyla tedavüldeki eserler giderek çoğalmıştır. Zamanda daha da artan bu belgelerin biriktirilmesi ve tasnif edilmesi uygarlıkların temel ihtiyacı olmuştur. Hele çağımızda ses ve görüntülerden sonra belgelerin dahi yazı dışındaelektro-manyetik kayıtlarla saklanabilir, işlenebilir ve çoğaltılabilir. hale gelmesi sonucunda ortaya çıkan çok sayıda ve çok çeşitli materyaller ve bu gereksinimi daha da önemli hale getirmiştir.

Çoğaltılmış metinlerin tekrar yararlanılması için yapılan depolanması ve korunması ameliyesi ile katologlama ve arşivleme faaliyetine Bibliyografya (Kitabiyat) adı verilmektedir. Dilimizde Kütüphanecilik denilen bu disiplinin uygulama alanı kütüphanelerdir. Bu merkezlerde kitap, dergi ve sair süresiz ve süreli yayımlar bir taraftan kalıcı olarak toplanıp biriktirilirken öbür taraftan bu eserler ve vesikalar okuyucu ve kullanıcının hizmetine sunularak geçici olarak dağıtılıp aktarılmaktadır.

Bu olgu Martin LOWEL’in şu sözünü akla getiriyor: “Bir kütüphane, bilginin tanımlanmış ve işlenip ihtiyaç halinde kullanılabilmesini kolaylaştıran, depolayan bir sistemdir ki bu aynı zamanda bilgisayarın tarifidir.” Lowel demek istiyor ki, beyinde ve bilgisayarda mikro çapta olanlar toplumda ve kütüphanelerde mikro çapta gerçekleşmektedir. Ancak bankalarda yatan paralardan daha kıymetli olan kütüphanelerdeki KİTAPLARIN, kütüphaneleri bankalar yani bilgi bankalar haline getirebilmesi için, kütüphanecilikteki bilgi-işlem faaliyetinin bilgisayar hızına ve kolaylığına kavuşması gerekmektedir.

Bu dışarıdan kütüphane merkezine olan belge akımı ile kütüphane merkezinden dışarıya olan bilgi akımı kütüphanecilik etkinliğinin iki yüzünü teşkil eder. Bu etkinliğin arayüzü olan Bible yani KİTAP, ise hem bir belge hem de bir bilgi nesnesi olarak aynı zamanda bir değişim ve gelişim göstermektedir. Nitekim çağımızda yazı ve yazılım kaba fizik kayıttan elektromanyetik hacme ve hıza inerek incelmiş; iletişimi ve bilişimi olağanüstü kolaylaştırmış ve hızlandırmıştır. İletişim, toplumdaki olayların iletiler (haberler) deki sözler haline gelerek birbirini etkilemesi ise bilişim, bilgilerin işlenerek yeni bilgiler doğurmasıdır. Bu durumda sözlerin ve bilgilerin taşındığı başta gazete ve kitap olmak üzere bütün bibliyografik materyalin sağlıklı ve güvenilir bir dolaşımda bulunması iletişim ve bilişimdeki yararlı ve verimli dönüşümün ön şartıdır. İşte bu İletişim bilişim faaliyetinin en rasyonel ve rantabıl şekilde yapılması, bu hususta yöntemlerin geliştirilmesi Bibliyografya ilminin kuram ve uygulanmasının esasını teşkil eder.

BİBLİYOGRAFİ

Geciken bir karar ve adalet, nasıl bir hakkı önlerse geciken bir ilim ve marifet de hakikatı örter. Bunun için uygarlığın temeli olan bibliyografiyi, ulusal ilmi ve sınai kalkınmamızın ortasına koymaya mecburuz. Toplumsal ilişkilerde ve bilgilendirmelerde her ne kadar iş, eğitim ve yönetim çevrelerindeki geleneksel usul ve araçlar yanında, gelişmiş yazılı ve görsel basın ve yayınlarla, zorunlu ve acil iletişim ve bilişim ihtiyacımız karşılanır. Fakat bibliyografik merkezlerin kapsayıcı sağlıklı ve güvenilir kaynaklarının aydınlatıcı ve düzeltici etkisi gözardı edilemez.

Diğer ilmi eserler ve hukuki vesikalar yanında bir yığın tartışmayı bitiren yargısal bir kararın kesinliğinin bağlayıcılığı ve bir çok görüşün ayağını yere bastıran bilimsel bir raporun gerçekliğinin hakemliği, enformasyon ve dökümantasyona dayanan çağdaş bir toplumda ve bilimsel bir anlayışta bibliyografinin aydınlatıcı ve düzeltici fonksiyonuna işaret eder.

Süresiz ve süreli yayımların ve belgelerin kütüphane merkezine getirtilerek depolanarak stoklanması ve kategorize edilip katoloğlanması yani düzenli olarak yığılması ve gruplandırılarak biriktirilmesi işlemi “Bibliyografik Derleme” dir. Derleme ile elde edilen materyallere ait kayıtların daha sistematik ve ayrıntılı bir tarzda düzenlenip arşivlenmek suretiyle bunların kolaylıkla yararlanılabilir hale getirilmesi de “Bibliyografik Denetleme” dir. Görülüyor ki belgelerin maddeten derlenmesi ve yeni belgeler doğurması için mevcut belgelere ait adres içerik bilgilerinin tasnif edilerek manen denetlenmesi birbirini besleyen ve destekleyen bir döngü teşkil eder.
 

BİBLİYOGRAFİK DERLEME

Bibliyografik derleme, materyallerin kütüphanedeki raflarda stoklanarak depolanması, idari ve hukuki yönü ağır basan maddi bir dış ameliyedir. Kütüphanenin resmi ve özel gerçek ve tüzel kişilerin tarafından, uygun bir saklayıcı ortam olarak kurulması ve burasının bakımı ve yönetimi için gerekli örgüt kurulması ve personel çalıştırılması izne bağlı olmayan kültürel bir etkinliktir. Fakat Derleme Kütüphaneleri denilen bazı büyük ve önemli kütüphaneler vardır ki bunlar kanunların verdiği görev ve yetkilerle yapılandırıp işlevlendirilmiştir. Derleme Kütüphaneleriyle bütün eser ve vesikaları kapsayıcı bir şekilde, ulusal ve uluslararası bütün kaynakları nazara alacak tarzda, süreli ve süresiz bütün yayınların, her türlü çoğaltılmış telifat ve ihtiratın sağlıklı bir biçimde toplanması ve elverişli ortamlarda saklanması sağlanmaktadır.

Derlemenin etkin ve sağlıklı olması yanında halkın taleplerine ve zamanın gereklerine uygun hale getirilerek milletin maddi ve manevi kalkınmasının temeli olabilmesi için kitaba, kütüphaneciye onlara gereken saygınlığın ve onurun kazandırılması lazımdır. Onlar çağdaş bilgi toplumda ve bilim yarışında, vazgeçilmez bilgi savaşçılarımızdır. Bilgi toplumu olabilmek için kitapların toplanması gereklidir ama yetmez onun okunması lazımdır. Sadece kaynakların toparlanması ve derlenmesi; okumaya özendirilmez, kitaba erişme kolaylaştırılmaz ise israf edilmiş servet, zaman ve imkandır. Okumaya özendirmenin tartışılması konumuz dışında kaldığından şimdi derlemeden sonra gelen ve kitaba erişmeyi kolaylaştıran Bibliyografik denetlemeyi tanımlayacağız.

BİBLİYOGRAFİK DENETLEME

Bibliyografik Denetleme, elde edilen materyallerin kategorize edilmesi, toplanan yayınların belli bir ölçü ve düzene göre bölümlenip kısımlandırılmasıdır. Böylece onların hem saklanmasının kolaylaştırılması hem yeniden yararlanılması için kitaba erişmenin hızlandırılmasıdır. Toplama ve Derleme; kapsayıcı ve eksiksiz olarak, teknik bir usule göre, düzenli bir suretle yapılmışsa o zaman her türlü yayının saklanması ve ondaki bilgi ve belgelere erişilmesi denetim altına alınmış demektir. Derleme materiyal toplarken kaba bir gruplama ve ana hatları ile bir sınıflama yapılmışsa, denetlemede bu bölümlemenin daha kılcal hale getirilip bilgilerin kontrol ve koordine edilir hale getirilmesi icap eder. Bu ise bilgilerin bir kurala göre arşivlenip dizgelenmesi ve vizyon verilmesi; bir ölçüye göre düzenlenmesi ve organize edilmesi anlamına gelir.

Bilgi ve belgeleri kategorize ve klasifiye edip arşivlemek suretiyle onları işlenebilir ve yönetilebilir yapan, değiştirilebilir ve düzeltilebilir, eklenebilir ve çıkartılabilir hale getiren böylece kontrol ve koordine imkanı veren denetimin odağında, saklama ve erişmeye esas teşkil eden metot ve teknik yer alır.

Bibliyografya ve kütüphanecilik ilminin bir kanadı olan bibliyografik denetleme her fenni disiplin gibi geliştirilmektedir. Üniversitelerin konu ile ilgili bölümleri uygarlığın iletişim ve bilişim olgusunu, çağımızın bilgi işlem etkinliklerin değişimini ve gelişimini, toplumu sosyo-kültürel ihtiyacını ülkenin ekonomik-politik durumunu nazara alarak eğitim ve öğretim araştırma ve incelemelerde bulunurlar.

Burada yeniliğe açık insanlar olarak bilim adamlarının, değişik teknikleri araştırarak gelişmiş yöntemlerle ileriye dönük tedbirleri alacak yöneticileri ve kütüphanecileri aydınlatmaları hayati bir ihtiyaç haline gelmiştir. Gelecekte klasik yöntemler ve gelenekselteknikler yeterliliğini yitireceklerinden bilgi toplumundan öne geçebilmek için Dewey bölümlemesinden ileri boyutta ve lineer sıralamadan yüksek olan usuller ve araçlar kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu noktada bilgi felsefesi ve bilgi işlem kuramı konusunda yapılan çalışmaların birleştirilmesi lazımdır. Bilgi bankası ve yapay zeka konusunda ulusal bir strateji ve ciddi bir programın ortaya konulmasında geç kalınmamalıdır.

İDARİ ÇALIŞMALAR VE ÖNERİLER

Bibliyografinin önemi ve gerekliliği yıllar önce anlaşılmış 1934 yılında Atatürk’ün de ilgilenmesiyle Fransız “Depot Legal” kanununun aynen tercümesi ile 21.06.1934 gün ve 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu çıkarılarak her türlü baskı yöntemi ile basılıp yayımlanan eserlerin 5 nüshasını derleme kütüphanelerine gönderilmesini amaçlayan hükümler getirilmiştir. Ancak bu kanunun vazettiği yapılanma ve yetkiler son yıllarda artan ihtiyacı karşılamada yetersiz kaldığından ortaya çıkan yeni gereksinimler ve gelişen bilişim ve iletişim teknolojisi de nazara alınarak Kültür Bakanlığınca “Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerinin Derleme Kanun Tasarısı” hazırlanmıştır. Bu kanun hazırlanırken 2527 sayılı kanundan sonra çıkartılan başta 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu olmak üzere fikri hukuka ilişkin iç mevzuat ile uluslararası dış mevzuat da nazara alınmıştır. Tasarının kanunlaştırılması için gereken çalışmalar sürdürülmektedir.

Yeni tasarı ile getirilen değişikliklere geçmeden önce bibliyografik derleme ve denetleme konusunda uluslararası durumumuzu mukayese etmek istiyoruz. Gerikalmış ülkeler statüsünden Gelişmekte olan ülkeler statüsünde geçen ülkemizin bibliyografik durumu maalesef çok olumsuzdur. Örneğin Polonya ‘ da bu konuda 1250 personel çalışırken bizde milli kütüphanede 200 personel bulunmaktadır. Bu sayının sadece 25 tanesi kütüphanecidir.

Uluslararası diğer nicel verilere ülkemizin gerçek durumunun ortaya konulması çok önemlidir. Önlemlerin ve kararların küresel alındığı bir zamanda, diğer ülkelerin durumunu bilmedikçe sadece ülkemizin ulusal verilerini bilmenin fazla bir yararı yoktur. Biz bu mukayeseli verileri değerli akademisyen arkadaşlarımızdan bekliyoruz. Asıl ciddi ve ilmi çalışma onların olacaktır. Biz burada sadece işin edebiyatını yapıyoruz.

“Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu Tasarı”sıyla getirilen belli başlı değişiklikler; derleme müdürlüğünün merkezi bir konuma alınarak Milli Kütüphane Başkanlığının kurulması, uluslar arası standrt kitap ve süreli yayın numarası ( ISBN – ISSN) alınma mecburiyetinin yayımdan önceye alınması, derleme nüshasını göndermeyen mükellefler için caydırıcı ve özendirici yaptırımların öngörülmesidir. Bu suretle eksiksiz ve kapsayıcı materyal toplama, zamanında okuyucu ve kullanıcının hizmetine sunmak için etkin ve sağlıklı bir derleme yapılmaya çalışılmıştır.

İstanbul’ da bulunan Derleme Müdürlüğü’ nün çalışmaları ile e1934 yılından bu yana 64 yıl içinde 30.034 kitap derlenmiştir. Yılda derlenen ortalama kitap sayısı 4703 tür. Son yılların ortalaması ise 6000 civarındadır. 1996 yılında 8270, 1997 yılında ise 8352 kitap derlenmiştir. Elbette bu rakamlar ülkede yayınların tüm kitapların sayısı değildir. Yayınlanan fakat derleme kütüphanelerine gönderilmeyen yayınlar vardır ki bu derleme kaçağının % 40 dolayısıyla bulunduğu tahmin edilmektedir. Böylece yaklaşık yılda 10 bin süresiz yayınla birlikte 10 bin kadar süreli yayınlar, ülkemizde yıllık yayın toplamının 20 bin olduğunu gösteriyor. Halbuki bu sayı, Japonyada 7 milyon 282 bin, F.Almanyada 2.627 bin, İngilterede 1 milyon 666 bin, Fransada 349 bin Bulgaristanda 290 bin, İranda 199 bin, S.Arabistanda 95 bindir. (Dünden bugüne bilim ve teknoloji, M.Kutlu AYTUĞ, sh.47) Şimdi bu üzüntü veren ve utandıran durumu izale etmek, her yurttaşın görevi ve onuru sayılmalıdır.

İstanbul Derleme Müdürlüğünün gayretli çalışmalarına rağmen personel ., araç ve gereç yetersizliğinden derleme kaçağı azaltılamamıştır. Bu engelleri aşılacağı düşünülen yeni kanun tasarısıyla elbette nispeten daha olumlu sonuçlara ulaşılabilecektir. Ancak bu yeterli değildir. Çünkü uluslararası seviyenin ülkemizle sayıl- nicel mukayesesinin gösterdiği gibi bibliyografik derleme ve denetleme konusunda büyük bir açığımız vardır. Uluslararası bilgi ağıyla baskılanmaması için özen verilemesi ulusal bilgi ağımızın süratle güçlendirilmesi için bu konuya verilen önem gösterilmesi lazımdır. Bunu için;

1- Derlemenin merkeze ve Ankara’ ya getirilmesi yetmez . Belki Milli Kütüphanenin merkezine yerleştirmek ve denetleme ile birleştirmek için mevcut tasarı yerine acilen 23.03.1950 gün ve 5632 sayılı Milli Kütüphane Kanununda yeni bir revizyon ve re organizasyon yapılarak kapsamlı bir örgüt yapılanması ve işlevlendirilmesi çalışmasına girişmek lazımdır.

2- Sadece örgütün yapı ve işlevinin kurallarını belirlemek yeterli değildir. Kanunla verilen görev ve yetkileri gerçekleştirebilecek siyasi olanakların hükümet politikasıyla ve mali kaynakların bütçe programlarıyla tahsisi gerekmektedir.

3- Ulusal kalkınma Devlet ve Milletle birlikte gereçleştirilen ; küresel koşullardan ve tarihi süreçlerden etkilenen; bilim ve edebiyatın, fikir ve sanatın, kültür ve uygarlığın birlikte işe karıştığı ve idare ve hukuk açısından çok yönlü ve yanlı olduğundan Bakanlıklar arası iş bölümünü gerektiren elbirliğiyle gerçekleştirilecek bir dil ve gönül olayıdır.

Bibliyografi denince de fikir ve sanat etkinlikleri ile keşif ve icatlarla beslenen kitap akla gelir. Bu yüzden ilmi gelişme ve sınai kalkınmaya temelde kitaba bağlıdır. Bundan dolayı telifat , neşir , araştırma – geliştirme ( tahari / ar- ge ) ve ihtirat ( buluşlar – patentler) birbirini besleyen ve destekleyen alanlar kitaba başvurmadan gerçekleşemez. Halbuki bu alanlar çeşitli Bakanlık ve Kurumlar tarafından paylaşılmıştır. Ancak bu iş bölümü koordine ve kontrolü gerektiren işbirliği içinde gerçekleştirilemediğinden ; Kütüphaneler, Koruma ve Müzeler ,Basın, Yayın ve Enformasyan, Devlet Arşivleri, TUBİTAK , standartlar, istatistikler ve patentler ‘ in bir çatı altında toplanarak, her Bakanlığın Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulları ile ilişkilendirilerek Bilim ve Teknoloji Bakanlığının kurulması düşünülmelidir.

Bilimin öneminden dolayı liberal ve plüral planlı ekonomisi olmayan devletlerde bile gelişme bir plan ve proğrama bağlanmıştır. Ar-ge için bütçeden mühim ödenekler ayrılmıştır. Bunun için bilimsel gelişmeden sorumlu bir bakanlık ihdas edilerek bilimsel ve teknik çalışmaları Devlet üstlenmeli, kültürü millete bırakmalıdır. Oysa ülkemizde tam tersine acil ve mübrem bilimsel ve teknik çalışmaların motoru bilim yapmada yetersiz kalan ulusa bırakılmış, bir özgürlük alanı ve özel ihtiyaç olan kültürü devlet görev saymıştır. Hatta sağlıklı kimlik ve kişiliklerin zemini olan bu özgürlük alanına devletin müdahalesi, yönetime hakim olan siyasi ve ideolojik anlayışların sanata ve halka karışması anlamına gelmektedir. Bu çağdaş toplum ve devlet anlayışına karşıt olup insan hak ve özgürlerine kısıtlama getirilmesi demektir. Oysa devletin bilim ve teknolojiyi planlayıp ülkenin kalkınmasına yönelmesi demektir. Bu gaye ile Devlet, ilmi gelişmenin ve sınai kalkınmanın gereği olan bilimsel düşünceyi ve özgür davranışı, bilimselliğin ve özgürlüğün ortamı olan ulusal dengeyi ve toplumsal uzlaşmayı , denge ve uzlaşmanın koşulu olan demokrasi ile insan hak ve özgürlüklerini sağlamalıdır.

İLMİ SORUNLAR VE ÖNERİLER

Bir kütüphaneye derleme, bağış yada satın alma yoluyla gelen bir esere demirbaş kaydı ve muhasebe işlemi yapıldıktan sonra ilk yapılacak iş, onun denetlenmesine ilişkin sayıl ve sözel simge ve göstergeler topluluğu olan “kod”lar atanarak kimliğinin ve yerin belirlenmesidir. Bundan sonra bu bilgiler fişlere aktarılarak genellikle alfabetik sırada dizilen kataloglarda kullanıcının hizmetine arzedilir.

Kodlamada çeşitli sistemler kullanılır. Örneğin Paris milli kitaplığında yapıldığı gibi, kitaplar büyük seriler halinde konulara, bunlarda kitap boylarına göre alt serilere ayrılabilir. Başka bir sistem de Bilimler, güzel sanatlar, edebiyat ve din gibi büyük bölmeler yapılmasıdır. Ancak çok ihtisasa dayanan bir kitaplık söz konusu olursa yada milli bir kütüphane kuruyorsanız, Evrensel Onlu Sınıflandırma sistemi kullanılır.

Bu, DDC (Dewey Decimal Classification) sisteminde konular soyuttan somuta doğru on guruba ayrılır;0:Genel Bilgiler 1:Felsefe 2:Din 3:Sosyal Bilimler 4:Dil 5:Temel Bilimler 6:Uygulama Bilimler 7:Sanat 8:Edebiyat 9:Tarih.

1990 larda Dewey onlu sınıflandırma sisteminin 19. Baskısında bu on temel kodun her birinin 32 ana kolu, 1024 ayrıntı kolu olmak üzere 18.000 konusu belirlenmiştir.

Hiçbir ad ve terim, göstergelediği nesne yada belirttiği kavram hakkında doğrudan bilgi vermez. O adın nesnesi ve o terimin kavramı, bir dil sisteminin rehberliği altında ad ve terim tarafından tanıtılır ve bildirilir. Bir dil sistemi (SEMİOTİK) ise bir göstergesel sözdizimi (sentaks) ve görüngüsel anlambilim (semantik) kuralları simge yükleme ve imge çözme olayları içeren doğal bir düzen yada yapay bir dizgedir. Bu dizgeye şifre denir. O dilin şifresi çözülmeden, simgelerin taşıdığı imgelere ulaşmak mümkün değildir.

Her dil, bir mukayeseye dayanan ve tasnif yapan bir araçtır. Ancak bu karşılaştırmaların dayandığı kural yada bölümlemelerin yapıldığı ölçü dilden dile göre değişecektir. Konuşulan diller (lisan/language) vaz’i ve sun’i yani yapay bir düşünme ve konuşma aracıdır. Bu dillerin semiotik özü, insanın mantığının ortak ilkesi olan ayniyete dayanan mukayese (deduction)dir. Her dilin sözdizimi ve anlambilimi bu müşterek merkez etrafında dolanır. Fakat sözdizimini biçimlendirirken ve anlambilimini yapılandırırken her medeniyet, her millet ve her fert farklılıklarını diline, düşüncesine ve konuşmasına yansıtırlar. Bu da hürriyete dayanan bir tasnif (classification) kullanılmasından doğar. Yani özgürce seçilen bir bölümleme ölçütüne göre özgün bir kodlama sistemi kurabilirsiniz. Şimdi bilim, tanımak ve bilmek için nesneleri ve kimseleri tasnif edip türlere onu da alt türlerine ayırır. Bu guruplama da dilediği kritere başvurabilirse de koleksiyon yapma ya da kategorize etmede; klasifikasyon yapmada ya da koordine etmede seçilen sistem, ne kadar doğal olur, ne kadar gerçekçi olur, ne kadar gereksinime uygun olursa, o bölümlemede de o kadar işe yarar ve yeterli olur.

Bir bilgisayar disketine kaydedilen bilgiden, bir kütüphane arşivine kaydedilen bilgiye kadar bütün bilgi adreslemelerinde, Bir nüfus kütüğüne yazılan bilgilerden bir dbase (veri tabanı) kütüğüne yazılan veri yerleştirmelerinde kadar ihtiyaca göre değişen ve gelişen bilgi-işlem yöntem ve teknikleri kullanılabilir. Ancak bilgi-işlem kuramı, bilişimde kullanılan söz ve bilgi olgusunu anlamaya , iletişimde yer alan ileti ve olayın mahiyetini ortaya çıkarmaya uğraşır. Günümüzde evren bilimlerinden dilbilime yönelen felsefe, dilbilimin kendisi, yapay zeka ve bilgi bankası konusunda çalışmalar hatta milletlerarası yarışmalar, bu semiotik ve sibernetik olguları ve yasaları bulmak için uğraşırlar. Fakat dili yani linguistik varlığın köküne inmek; lojik yapıyı aydınlatmak atomu çözmekten daha zordur. (psik önyargıyı çözmek Einstein’in dediği gibi ondan daha güçtür.) Ancak hiçbir zorluk, olanaksız olmadıkça, insanın önünü kesemez.

Dewey sisteminin linner bir boyutlu (çizgi) klasik onlu tasnif yerine; iki boyutlu (yüzey), üç (hacim) yeni tasnifler ortaya konulabilir. Bu üç boyutta, kare ve küpten, daire ve küreye geçme denemeleri düşünülebilir. Bu iskeletlerin kuramsal olarak ortaya konulmasından daha mühim olanı, bu biçimlendirmeye daha doğal daha gerçekçi ve daha işe yarar içeriklendirme yapabilmektir. Bu da karşılıklı tartışma ve ciddi ekip çalışmasıyla olabilir. Fakat maalesef bu koşulları gerçekleştirmediğimden çalışmalarım makes bulmamıştır.

İlim ve Teknoloji Dergisinin Temmuz-Ağustos 1989 sayısında “İlimleri Sınıflama Denemesi” isimle bir çalışmada iki boyutlu organik bir İLİMLER ATLASI denemesi yaptım. Amatörce yapılan bilgi-işlem kuramı çalışmaları çerçevesinde yürütülen bu çalışmalarımın esası, bilimsel düşünmenin gereği ve bilgi işlemin kökeni olan, geometrik biçim ve aritmetik içerikli kartezyenik koordinatların matematik kullanımıdır. Biz analitik düzlemi, matematik değil lojik (mantıki) olarak kullanıyoruz. Böylelikle bilgi felsefesinin lojik-matetatik soyut hakikat dediği bu esasının, metodolojinin temeli haline getirilmesiyle bilime nesnel ve tümel bir araç sağlanmış olacağını umuyoruz.. Bu soyut aracı “Yöntembilim” isimli bir çalışmada formüle etmeğe çalıştım. Ayrıca insanı konusu baz alarak “İnsanbilimin temelleri” isimli bir çalışmada uygulamaya çalışıyorum. Bu çalışmaların bir yönüde, bu doğal, gerçekçi ve yararlı bir ilim tasnifi elde ederek bibliyografyayı, bibliyoloji haline getirmek, kütüphanecilikten, kitapbilime geçmektir.Böylece bilgi bankası ve yapay zeka çalışmalarına kurumsal bir temel aramaktır.

Takdir edersiniz ki ilmi sorunlar ve öneriler başlığı altındaki bildirinin son kısmı, bir kongrede sunulamayacak kadar soyut ve teknik bir konudur. Burada sadece siz uzman arkadaşların bilgisi olsun diye bahsedilmiştir. İsteyen olursa ayrıntılı tartışma ve görüşmeler memnuniyetle yapabiliriz. Ancak sunacağımız bildiride bibliyografyanın önemini ve değerini anlatmak ve ülkemizin bu konudaki olumsuz durumunu verilerle yansıtmak suretiyle aydınımızın duyarlılığının ve şevkinin artırılmasının gerekli olduğuna inanıyorum. Bu husustaki müstakil çalışmalarınızı veya katkılarınızı bekliyorum.

E  K  L  E  R

“Bagdat’ta ilk kağıt fabrikası 800 yılında kuruldu. Batı ise kağıdı ancak 400 sene sonra öğrenecekti. Kütüphaneler kitap doluydu. Misal olarak: Dar-ül Hikme’de bir milyon cilt kitap bulunuyordu. 10. Asırda Necef gibi küçük bir şehirdeki kütüphane 40.000 cilt kitaba sahipti. Kurtuba’da Halife Hakem 10.Asırda 400.000 ciltlik kütüphane kurarken 400 sene sonra Fransa krali Charles Le Sage yani bilgi Şarl sadece 900 kitap toplamakla gurur duyuyordu. Ancak bu konuda hiç kimse 6000 matematik 18000 felsefe kitabı olmak üzere 1.600.0000 ciltlik bir kütüphane kuran Halife Aziz ile boy ölçüşemiyecektir. Böylece müslümanlar bütün ilimleri düzenleyip geliştirerek hizmete sunmuşlardır.” Sh.457 Yeni bir bakış açısıyla İLİM VE DİN CİLT:2 Prof.Dr.İrfan YILMAZ, Doç.Dr. İ. Hakkı İHSANOĞLU, Selim AYDIN, Fuat BOZER, Nevzat BAYHAN, İhsan İNAL.

Çeşitli Ülkelerde Üniversite Kütüphanelerine Gelen YILLIK KİTAP VE DERGİ SAYISI

Sayı (x * 1000)

1- Japonya ..................................... 7.282

2 - F.Almanya ................................ 2.627

3 - İngiltere ................................... 1.666

4 - Hollanda ................................... 641

5 - Fransa ....................................... 349

6 - Avusturuya ............................... 334

7 - Danimarka ................................ 303

8 - Bulgaristan ................................ 290

9 - İran ............................................ 199

10 - S.Arabistan ................................ 95

11 - TÜRKİYE ............................... 20

Sh.47 BİLTAV YAYINLARI

DÜNDEN BUGÜNE BİLİM VE TEKNOLOJİ

M.Kutlu AYTUĞ