Ulusal Kalkınmada
MİLLİ KÜTÜPHANENİN
MERKEZİ İŞLEVİ

1934 yılında çıkarılan 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununun ikinci maddesi ile basılan her türlü fikir ve sanat eserlerinin bu arada tahsil tezlerinin, ulusal bilgi birikiminin merkezi olarak düşünülen Milli Kütüphanede toplanması yasal bir zorunluluk haline getirilmiştir. Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmayı milli bir ülkü ve bilimsel düşünceyi bir ideoloji haline getiren Atatürk’ün direktifi ile çıkartılan bu yürürlükteki derleme kanunu, kalkınmanın ve gelişmenin dinamiğini teşkil eden bilimsel düşüncenin oluşmasına vasıta ve bilimsel araştırmaya vesile olacak bilgi birikimini sağlamaya matuf ileri görüşlü bir tedbir olmasına rağmen, maalesef gerekli toplumsal koşullarla desteklenmediğinden derleme kanunun odağını teşkil eden milli kütüphane, düşünülen fonksiyonlarını ifa edememektedir.

Şurası bir gerçektir ki; kanun, kanun koyucunun onunla elde etmek istediği hedef için hukuki biçim verilmiş toplumsal istektir. İstenilen amacın gerçekleşmesi için bu isteğin kanunla buyruk hale getirilmesi gerekli ise de, yeterli değildir. Bu sebeple hukuki yasalar, toplumsal koşulları belirleyen sosyal yasalarla desteklenmelidir. Bu toplumsal koşulların başında, bilimsel düşünmeyi yaygınlaştıracak olan, milletin bilimi teşvik ortamını oluşturması ile özgün araştırma ve yararlı geliştirmeyi özendirecek olan devletin Ar-Ge payını yeterli seviyede tutmasını görüyoruz. Ülkemizde bu koşulların göstergeleri olumsuz olduğundan kalkınmada arzulan seviyeye ulaşılmamıştır. Belirtilen bu dört hususun irdelemesine girmeden hukuki açıdan konuyla ilgili bazı tarihsel ve toplumsal olguları ortaya koymak istiyoruz:

Bir kere, 1934 yılında derleme kanununda kurulması öngörülün Milli Kütüphane Kanununun tedvini ancak 1950 yılında çıkarılan 5632 sayılı Milli Kütüphane Kuruluşu Hakkında Kanun yapılabilmiş, Bibliyografyaların neşri ise 1955 yılında yapılan Kanun Tadili ile kanuni mecburiyet altına alınmıştır. Milli Kütüphanenin yasal bir derleme ve denetleme yapabilmesi için geçen on beş yirmi yıl, bilimsel gelişmelerin hızlandığı yirminci yüzyıl için oldukça uzun bir gecikme süresidir.

İkincisi ulusal bilginin deposu ve toplumsal belleğin merkezi işlevi verilen Milli Kütüphaneye, kanun ile “milli kültür araştırmalarını mümkün kılmak, bu maksada elverişli bütün eserleri ve vesikaları bir araya toplayarak esaslı bir merkez vücuda getirmek ve aynı zamanda her türlü ilim ve sanat çalışma ve araştırmalarını kolaylaştırmakla” görevi ve yetkisi verilmiştir. Buna hedefin idarece takip edilmediğini ve bilimsel düşünceye sahip ve araştırma duyarlığı aydınların sorumluluklarının gereği olan bilimsel tezlerin milli kütüphaneye gönderilmesi konusunda yeterli gayret gösterilmediğini düşünüyoruz.

Mevcut uygulamada, ön lisans, lisan ve yüksek lisans tezleri, sadece üniversite kütüphanelerinde ve YÖK Dokümantasyon merkezinde biriktirilmektedir. Halbuki milli kütüphaneye yasal bir zorunluluk olarak gönderilmesi gerekir.

Basılmamış bilimsel tezler, yayınlanmış bir kitap sayılmasa bile kanunda açıkça “tahsil tezleri” olarak belirtildiğinden milli kütüphaneye gönderilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Böyle olmasa dahi 2527 sayılı kanunun ikinci maddesinin “Memleketin kültür hayatıyla alakası olduğu Maarif Vekilliğince tespit ve ilan olunan eserler de bu mecburiyete tabi tutulabilir.” Hükmü işletilerek tahsil tezleri derleme nüshası kapsamına resmen alınabilirdi.

Bilimsel açıdan uzun emeklerin mahsulü olan fenni tezlerin sadece o üniversitede de değil merkezi bir kütüphanede dahi bulundurulması, hem eserden herkesin ve her ilim adamının istifade edebilmesinin hem de o konuda yeniden bir araştırma yapılmayarak emek ve zaman kaybedilmemesinin ön şartıdır. Diğer taraftan bilimsel bir eser olan tahsil tezleri dar bir çevreye hitap eden bir uzman raporu olduğundan genele hitap eden piyasa kitabı gibi basılma olasılığı yüksek değildir. Basılsa bile çok az sayıdadır ve bitebilir veya piyasadan temin edilemez. Kaldı ki elektronik yayıncılık ve çevrimiçi taşımı külfeti ve maliyeti çok aza düşürdüğünden tezlerin milli kütüphaneye gönderilmesinde bilim adamları zorlanmayacaktır.

Yukarıda değinildiği gibi kalkınmanın tabanını teşkil eden bilgi birikimi, yayın ve yapıtların derlenmesi ve denetlenmesi, sadece önderin direktifi ve hukuken yasal zorunluluk haline getirilmesiyle gerçekleştirilmez. Bu hedefe erişmek bilgi birikimiyle uğraşı meslek yapmış ve veri sunulmasını görev edinmiş, gerek kuramsal gerek uygulamalı çalışmalar yapan, değerli kütüphanecilerimizin bu işlevlere ciddiyetle sahip çıkmaları ve gayretli çalışmalarıyla mümkündür.

Ulusal derleme ve Bibliyografik denetleme hususunda yapılacak uluslar arası mukayesede, ülkemizin bulunduğu olumsuz ve üzücü seviyenin, kamu oyuna ve değerli kütüphanecilerimizin bilgisine sunulmasını, bilimsel araştırma ve kütüphanecilik çalışmalarını olumlu yönde motive edeceğini düşünüyorum.

Bilindiği üzere çoğaltma ve yayıncılık teknolojilerinin geliştiği ve uluslar arası bilgi alışverişlerinin yaygınlaştığı arttığı bir dünyada meydana gelen “yayın patlaması” olayını karşılamak ve gelecekteki hızlı değişmelere hazırlıklı olabilmek amacıyla derleme konusunda Bakanlığımızın çalışmaları bulunmaktadır. Bunlardan biri 1999 yılında hazırlanan Kütüphaneler Genel Müdürlüğünün 1979 ve 1989 çalışmalarının birikimlerini toplayan Yeni Derleme Tasarısıdır. Bu tasarı Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu” olarak tedvin edilme aşamasındadır. Yeni teknolojik gelişmelerin acilen karşılanması için Yeni Derleme Tasarısının bir an önce kanunlaşması için çaba sarf edilmesini de gerekli buluyoruz.

Bununla beraber, milli kütüphanenin ulusal bilgi ağının merkezi haline getirilmesinin gerekli olup olmadığı konusunda; olgusal bir araştırma ile diğer ülkelerin depot legal mevzuatının mukayesesine dayanan ciddi bir tartışmanın yapılması gereklidir. Bu konuda geç kalmanın, Milli Kütüphanenin kurulmasında yaşanan gecikmenin ve bilimsel tezlerin milli kütüphanede toplanmasının savsaklanmasından daha çok sakınca ve kayıplar doğuracağını düşünüyoruz. Çünkü biz daha seksenli yıllarda gelişen elektronik yayıncılığa karşı henüz bir derleme kanunu çıkaramamışken, bu gün, iki bin yılın hemen başında kendini gösteren internet yayıncılığı sırada beklemektedir.

Milli kütüphaneyi ulusal bilgi ağının merkezi haline getirme hususunda yapılan kuramsal çalışmalara ve konu üzerinde kurgusal bir tartışma yapmaya ihtiyaç vardır. Bu konuda bazı düşünceler arz edilecektir.

Bilgilerin ve verilerin bir merkezde toplanmasının:

1- Araştırma yapan bilim adamlarına getireceği kolaylıklar yanında eserlerinin kamunun yararlanmasına sunulması ve aynı konu üzerinde emek ve zaman kaybının önlenmesi rasyonalitesinin sağlanması;

2- Biriktirilen bilgilerin korunması ve saklanmasının güvenliğinin ve yedeklenmesinin daha ekonomik olarak sağlanması;

3- Bilgi birikiminde ve biriken bilgilerin işlenmesinde standardizyon sağlanarak birliğin gücüne dayanılması;

4- Gelecekte, biriken data ve donelerin, kaydedilen elektronik verilerin birbirini etkilemesi ile doğacak yetenek ve olanaklardan yararlanılması vizyonunda öne geçilebilmesi;

bakımından milli kütüphaneyi ulusal bilgi ağının merkezi haline getirilmesi çok gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Bilgi birikiminin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesinde, yayınların ve yapıtların derlenmesi ve Bibliyografik denetlenmesinde, milli kütüphaneye merkezi bir rol verilmesinin benimsenmesinden sonra ikinci aşamada, sadece mevcut derleme kanunu değil, milli kütüphane kanununu da nazara alan geniş bir çalışma yapılmalıdır. Benimsenen derleme politikasına göre, derleme kütüphanesini, derleme nüshasını, derleme mükellefini ve derleme örgütünü kapsamlı bir şekilde belirlenmesi çalışmanın yapılması gerekebilir. Bu aşamada milli kütüphaneyi bağımsız tüzel kişiliğe sahip etkili ve yetkili bir kamu kuruluşu haline getirmek düşünülebilir.

Bundan sonraki üçüncü aşamada, yukarıda 4.madde belirtilen, elektronik otomasyondan doğan ve bilgisayar ağının merkezi hale gelmesinden çıkan bilgi gücünden ileride daha çok yararlanılacağı anlaşılmaktadır. GELECEKTE, “biriken data ve donelerin, elektronik kayıtlarının birbirini etkilemesinden doğacak yetenek ve olanaklardan yararlanılması;” olayına hazırlanılması lazımdır. Bu noktada, sadece bir kısım ilmi çalışmaları ifade eden fikir ve sanat eserlerinin değil, istatistiklerin, standartların, patentlerin ve diğer sınai ve teknik bilimsel verilerin toplandığı bir merkez vücuda getirilmesi gereksinimi doğabilir. Keza yeni bilgi teknolojileri ile bilgi işlemin ve bilişim çalışmalarının ülke bazında verimli bir koordinasyonunun yapılması zorunluluğu ortaya çıkabilir. Bu aşamaya gelmeden bilimsel araştırma ve teknik çalışmalar
yapan kurumların ihdas edilecekBilim ve Teknoloji Bakanlığı çatısı altında toplanmasının yararlı olacağını düşünüyoruz.