|
OSMAN ZİYAOĞLU KİMDİR?
1952 doğumlu olarak;
1974 Ankara Hukuk Fakültesi mezunu olarak;
1923 doğumlu Cumhuriyetimizin yurttaşı olarak;
Din ve ideoloji farklılığımıza rağmen birlikte gerçekleştirilmesi imkanı olan bu dünya ve rüya uğruna; bilgi, görüş ve düşünce alışverişini engellediği kaygısıyla dil taassubunu bıraktım. Çünkü dil yobazlığı, din tutuculuğunu bile aştığından doğruları ve gerçekleri anlatma ve aktarmayı, terim ve deyim kavgasının üstünde görüyorum. Çünkü dil yüzünden iletişimden uzaklaşmak ve bilimden vazgeçmek; araç için amacı unutmakla eşdeğer bir yanlıştır. İkibinlere
gelinen bu zeminde gittiğim ve çoğunluğunda tuttuğunu umduğum şu
yol, solculuğu da (aklı) sağcılığı da (kalbi) yermeyen
ama her ikisini de içeren bir bütünlüğü yani sürekli ilericilik
olan "öncülüğü" önermektedir. Ama çoğumuzun da bu öncülüğü gerçekleştiremediği
de bir olgudur.
İslamın çağdaş yolunu tutan, Kur'an'ın evrensel yolunu izleyen
bir müslüman olarak;
Bu çift yaratılışı ve iki yanlılığı "biçim" de açık açık görürüz: Nasıl beyninimiz sol ve sağ lobunu kaldıramazsak, bedenden sol ve sağ elimizi kesemez isek, bilimden "dır ve değildir" özdeşliğini ve hukuktan "evet ve hayır" özgürlüğü çıkarmak olanağı yoktur. Eril ve dişil hayat ve cesed türselliğini nasıl kadıramazsak, sol görüş ve sağ duyuyu yoksayamaz, tensel güncelliği ve tinsel dinselliği de gözardı edemeyiz.
Bununla beraber "biçim" gibi içerikte dahi; bilgide birliği,
düşüncede bütünlüğü ve davranışta yetkinliği ifade eden öncülük,
orjini itabariyle yeni bir yol değildir. Aristo, Descartes, Kant, İbni
Sina, İmamı Gazali, İmamı Nursi gibi batının ve doğunun öncülerini takip
etmektir ki onlar geçmişi geleceğe götüren önderlerin izinde yüremektedirler.
Osman Ziyaoğlu, yüzyılımızın son çeyreğinin teknik olanaklarıyla karşınızda arz-ı efkar ederken kendi çapında bazı umutlarını dilegetirmekte ve müterakim çalışmalarını sizlerle paylaşmakta, takdir ve tasvibinize sunmaktadır... İşte bunlar: Ortak aklın ve vicdanın, nesnel bilim ve hukuku oluşturacağını gören, fıtrat ve şeriatın; insana, evrenden yararlanma ve kendini yorumlama hak ve hürriyetini tanıdığını bilen, bu bilgi ve buyruğu değerlendiren insanlığın özgür iradesiyle iyi bir geleceğini kuracağını bekleyen yazar, insanlığın erdem ve mutluluğuna katkıda bulunmak için düşüncede yönteme önem vermiş, genel ve nesnel olduğuna inandığı YÖNTEMBİLİM'İNİ oluşturmuş, bilgilenmede İNSANBİLİM'İNİN temellerini araştırmıştır. Ortak akla ve müşterek vicdana dayanan yöntembilim ve insanbilimin, evrensel usul ve mizan ile kozmik yumin ve imana açılan bir kapı haline getirilmesi ise, ileriye dönük bir ilke ve ülkü, gelecek kuşakların gerçekleştireceği bir işlev ve görevdir. Bu yöntem ve temelden çıkan sağlam bir görüş ve sağlıklı bir tutum ile bireylerin kimlik ve kişiliklerin özgür ve etkin varolacağını, bu varoluşun ortaya koyacağı bilimsel yaklaşımın ve hukuksal duyarlığın canlı bilim ve diri hukukla sonuçlanacağını düşünmektedir. Böyle bir bilim ve hukukun; toplumun bireyi koruyacak, bireyin topluma katkıda bulunacak koşulları oluşturacağını savunmaktadır. Bu parlak geleceğe oluşturmak için, kısa vadede ve ulusal bazda, BİLİM VE TEKNOLOJİ ÖRGÜTLERİNİN bir bakanlık çatısı altında toplanmasını önermekte, sivil toplum kuruluşlarının katkısını önemsemektedir. Bu koşulların neticesi olarak giderek daha "özgür bireyin" ve daha "örgütlü toplumun" küresel barışın güvencesi olacağına herkes gibi inanmaktadır. Çünkü YARATILIŞIN koyduğu bütünlüğü arayan insanın, BUYURULUŞUN çağırdığı birliğe yatkın bulunduğunu gözlemlemiş, insanın varlık yapısını özeği olan bilginin sorguladığı birliğin, inancın özü olan bütünlüğe uygun olduğunu görmüştür. DİN VE FEN İLİŞKİLERİNİN sağlam ve sağlıklı hale getirilmesinin geleceğimizi daha mutlu ve daha kutlu kılacağını öngörmektedir. Bu hem doğuya hem batıya düşen acil bir ödevdir.
Ruhu olmayan cesed yaşayamaz, cesedi olmayan ruh dahi etkin olamaz.
Doğuda mahsur kalan Hak, batıdan yayılan Kuvvet, İnsanlığın ruh ve cesedidir.
İnsanlığın canı "çıkıyım" derken bedeni de "tıkıyım" demektedir.
Halbuki "Hak" sahiblerinin dünyada yürütülecek görevi
için çıkmayı geçiktirmesi, "Kuvvet" maliklerinin ukbada işlevi
için tıkınmayı ertelemesi, çıkmanın ve tıkınmanın dengesini kurarak,
bir araya gelmesi,
Ne iş yaptığıma gelince... üç yıla yakın savcılık görevinden sonra bir Bakanlıkta hukuk müşavirliği görevini yürütmekteyim. Evli ve üç çocuk babasıyım. 1990-91 yıllarında Araştırma Dergisinde Osman ZİYAOĞLU mahlasıyla "4444 yöntembilim" adını verdiği "grafik baglantılı text " anlatımına dayanan yazılarım yayımlanmıştır. Hasılı profesyonel olarak hukukçuluk yaparken amatörce geometrik düşünceye dayanan yöntembilim kuramıyla uğraşıyorum. Bundan sonra diyorum ki; Yazılarımda bir taraftan yazım (imla) hataları ve söz-dizim (ifade) yanlışları öbür taraftan akıcı olmayan uslübü ve soyut olan konusu ile keyfinize keder verebilirim. Peşinen özür dilerim. Ama mazeret duymak isterseniz; Yöntembilim çalışmalarından dolayı yıllardır gramatikal tekstler ve anlatımlar yerine grafik şemalar ve anlamlarla haşir neşir olduğumdan edebi aktarımda yetersizliğimi itiraf ediyorum.Üstelik düzyazı yanlışlarımı giderecek ve ifade zayıflığımı azaltacak editör bir yardımcımda bulunmuyor. Bir de sayfalarım yeni olduğundan kendim de düzeltmeye vakit bulamadım. Bu olumsuz duruma ve sevimsiz görünüşe rağmen yazılarımı okumak ve incelemek lutfunda bulunursanız olgusal eleştirileri ve mantıkıi tenkidlerinizi her zaman sevinerek ve memnuniyetle kabul ediyorum. Soyutluk ise zaten bilgibilimin kavramsal özüne ilişkin kişisel yordamım ve kurgusal çalışma alışkanlığım olduğunu belirterek bu hususta da hoşgörünüzü istiyor. Bu tanışma vesilesiyile sevgi ve saygılarımı sunarım, Efendim.
|