DUALİTE

       Saygıdeğer Efendim, 

       Konferans sonunda sayın Mustafa Bey'inde ifade ettiği gibi kırda, sokakta tepkisini dile getiren seslerin yasal ve verimli bir tartışma platformunda Türkiye’nin sorunlarına çözüm için beklentisiz kafa yorması, ülkemizin güzel günlerinin habercisiydi. Buna vesile olan sizleri samimi olarak tebrik ederim.

        Ancak genel ve ortak ulusal sorunları çağrıştıran “Türkiye”adının istediği dinleyicilerdeki genellik ile nesnel ve somut yaklaşımı çağrıştıran “Çözüm” sözcüğünün aradığı konuşmacılardaki bilimsellik orada pek hakim değildi.

         Belli bir kesimi kapsayan ve belli bir yaklaşımı içeren etkinliğin tamamını belki izleyemedim. Ancak bilim ve hukuk sorunlarının tartışılmasında bulunabildim. Toplumsal, ekonomik, siyasal, yönetsel, eğitim, gençlik, turizm ve çevre sorunlarının odağında yer aldığına inandığım bilim ve hukuk sorunlarının tartışılmasında ortaya konulan manzara, ağırlıklı olarak solu yansıtıyordu

       Dört günlük toplantı evrenin son yarım gününün ortaya koyduğu örneklem, bana bu eleştiriyi yapma cesaretini veriyorsa da bu etkinliği düzenlere teşekkür etme borcumu ortadan kaldıramaz. Çünkü genelliğin ve bilimselliğin yakalanamaması bütünüyle bu konferansı düzenleyenlerin kusurundan değildi. Diğer taraftan ülkemizin sosyal ve kültürel bütünlüğünün sağlanamaması yada ulusumuzun ekonomik ve politik birliğinin kurulmayışı da asıl sebep değildi. Bu sağı ve soluyla, dini ve etnik farkıyla hepimizin, çağımızın geçmiş ve geleceğinin uçlaştığı, coğrafyamızın doğusu ve batısının kesiştiği ve tarihin çok hızlı aktığı bir konumda olmamızdan kaynaklanıyordu.

      Katıldığım oturumlarda yaşlı bir dinleyici “taassubu”un yeterince nazara alınmadığını söyledi. Bende “sadece dini ilimlerle ilgilenmenin taassup, sadece fenni bilimlerle uğraşmanın şüpheyi doğuracağını” söyleyen tanınmış bir İslam aliminin görüşünü anlatırken aynı noktaya dikkat çekmiştim.

      Ancak genelde anlaşıldığı gibi taassup sadece dinden doğmaz. Belki din haline getirilen doktrin ve ideolojilerden de doğar. Dinlerin ideoloji, ideolojilerin din haline getirildiği her ortamda ortaya çıkması mukadder olan taassubu, ideolojik yandaşlık ve politik önyargı şeklinde hissedebilmek için her halde karşı ideolojik ve politik kanatta bulunmak gerektiğinin farkındayım.

       Bireysel olarak nasıl özeleştirinin yanında eleştirinin önemi nasıl azsa, toplumsal olarak eleştirinin yanında özeleştirinin önemi öylesine azdır. Özeleştiride insan kendisine yeterse de Eleştiri daima başkasını, başka kesimi ister. Siyasal muhalefetin kökenini teşkil eden bu olgu kendini değiştirmek, düzeltmek ve geliştirmek isteyen her sağlıklı hayat görüşü ve siyasal ekip için çok değerli bir ayna iken maalesef bir ısırgan olarak görülür.

        Belki eleştirilerin yıkıcı ve hakperest bir şekilde yapılmaması da işlevini gerçekleştirmesine engel olsa da biz yine taassubun acı ilacı eleştirinin bu verimli yanı için sevimsizliğine katlanmalıyız Kendi içinde sorgulanmayan dini yada felsefi ilkeler yada bunlar adına üretilen ideolojiler ve politikalar, başkalarının ve karşıtının eleştirileriyle sorgulanırlar. Bilimsel gelişmenin dinamiği olan nesnelsorgulamanın yani düşünme aracı olan metodik şüphenin kardeşi olan bu kimsel eleştiri de toplumsal ve hukuksal gelişmenin anahtarıdır. Toplumsal ilişkileri düzenleyici ve insanların davranışlarını ayarlayıcı olan aksiyomatik tenkid ile başkaları tarafından denetlenerek ve düzeltilerek giderek daha sağlam ve sağlıklı hale gelirler. Yeter ki doğruyu ve gerçeği araştıranlar tarafından yapıcı ve içten sorgulama ve eleştiri yapılsın. Bilimsel ilerleme ve toplumsal gelişmenin bu iki dinamik, yanlış kullanılması yüzünden yıkıcı sonuçları doğursa bile yine onlardan vazgeçemeyiz. Kaldıki kötüye kullanılamayan hangi araç var ki ?

       Toplantıda bilimsel düşünce sadece sol tez vardı. Bu tezin aksine insan hem sağ hem sol düşünceyi birlikte taşıyarak yine bilimsel olabileceği eleştirisini (aksi tezi) ileri sürünce sayın Ali DEMİRSOY aynı kafada bunların nasıl bir arada bulunabileceğini sordu. Elbette aynı anda iki ayrı aksiyomdan çıkılamaz ve monist bir kafada iki ayrı sistem tutulamaz. Benim maksadım aksiyomatik ve sistematik dülalite değildir. Demek istediğim metodik ve epistemik ikiliktir. O kısa sürede verdiğim cevap elbette doyurucu değildi. Bunun için biraz daha açıklama gereğini duydum.

            Nasıl sağ ve sol kolumu kesemezsem, beyninim sağ ve sol loplarını kaldırmazsam düşüncemdeki inanç ve bilgiyi toplumdaki sağ ve kutuplanmaları kaldıramam. Meşiet ve iradedeki yani pratik seçen akılda sübjektif dualite ile mantık ve idakteki yani teorik bölen akılda ki objektif identite yadsınamaz bir olgu halinde bir fact ve fict aktivitesi olarak karşımızda durur. İnsan aklının bu dialektik yapısı yani teorik ve pratik (yönler)düşeyler ile objektif ve subjektik (yanlar) yataylar inkar edilemez bir gerçeklik olarak bize kendilerini kabul ettirirler.

           Fiziğimdeki artı ve eksi yükler, hücremdeki eril ve dişil genler nasıl mevcutsa tasarımlarımda doğru ve yanlış değerler, tutumlarımda benimseme ve yadsımalarımda öylesine vardır. Bunlar gibi dünyadaki ekmek ve eşitlik söylemli sosyal demokrasi ile özgürlük ve kardeşlik söylemli liberal demokrasi nasıl varsa düşüncemde sağ ve sol bölümleri davranışımda yetkinlik ve mutluluk seçimleri öylesine mevcuttur. Elbette bunları birlikte bir bütün olarak dengeli ve yararlı bulundurmak güç ve güçlükle elde edilen işbirliğini ve beraberliğini uyumlu ve kararlı sürdürmek zordur. Ancak olanaksız değildir. Diğer taraftan bu birlik çelişki olmaz ve asla iki yüzlülük değildir. Bazıları bu zorluk sebebiyle dünyasını bir cepheye indirgemişse bu tek yanlılık ve bir yönlülük onların sorunudur.

                 Klasik sağcı ve solcu söylemlerin tez ve anti tezlerinin sentezini arıyorsanız ki arayacaksınız, çünkü ister Marksist bilinçte olunuz isterse olmayınız, Hegelin düşüncenin ilkeleri dediği Marksın tersinde bakarak maddenin yasaları dediği diyalektik yöntem sizde hükmünü icra edecek, bu vicdani ve akli “zıtların birliğini” arayacaksınız. Başka bir ifade ile, insana onur veren doğruyu ve gerçeği, iyiyi ve güzeli soruşturacağız ta ki kesini ve tümü, saltı ve sonsuzu bulana dek.
                 Hidrodinamik kanunları nasıl Arşimet’in malı değilse elbette düşüncenin yada maddenin veyahud düşünceyi ve maddeyi kuşatanın yasaları olan diyalektik yöntemde Hegel yada Marksın malı değildir. Elbette yasaları bulanlarının adlarıyla anılması onlara onur verir. Fakat felsefede yönteme işaret eden başta Arısto, Descartes ve Kant olarak büyük kafalar gibi Hegel ve Marksin bilgi teorisinde yeri önemlidir. Her ne kadar Marks, varlık ve değer teorisindeki ateist ve materyalist seçimiyle inancıma ters ve tutumuma aykırı da olsa katılmadığım bu seçime, onun her insan gibi evreni yorumlama özgürlüğüne ve bulduğu doğruyu ve gerçeği yayma sorumluluğuna ait bir husus saygı duyarım. Bu seçimin sonuçlarının hesabını Allah’a verecektir ona karışamam. Ancak Marksın bu özgür seçimiyle kurduğu hiç kimseyi bağlamayan felsefesini bir dine dönüştürerek ideolojisini donduranlar, onun herkesi bağlayan evrensel diyalektik yönteminin değerini düşürmektedirler.

          Bilimdeki tümel usulün nesnelliği ve genelliği dindeki salt imanın kuşatıcılığı ve kesinliği ile karıştırılırsa yüzeysel bir bakışla usul ve iman birbirine kolayca ikame edilebilir. Bundan dolayı Marksın genel ve nesnel yöntemini suistimal ederek siyasi ve ekonomik çıkar uğruna “bilimsel sosyalizm” adıyla genel olan bilimsel düşünceyi belli bir kesime maledilirse insanlar bilim ve din kamplarına bölünürler. Dindarlarla karşı bir süreçle dünyadan ve bilimden uzaklaştırılırsa elbette iki yanlışın çarpımından bir doğru ortaya çıkmaz. Bunun için her iki kanatta bilgisizlik ve bencilliğin kıskacından kurtulmuş aydınları taassub ve taklidin kilidini kırmış düşünenleri göreve çağırıyorum.

          Bu noktada üzerimize düşen görevin, başkalarına hazır sistemleri kurmaktan ziyade herkesin özgün sistemler kurmasını sağlayacak genel yöntem yönelmek ve başkaların kendi prensiplerimizi benimsetmekten ziyade başkalarının özgür prensiplerini özgür seçmesine olanak verecek nesnel bilime ağırlık vermek olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde önem verilen ve öne alınan yöntembilimin ilk olumlu sonuçlarından birinin bilimsel düşüncenin yaygınlaşması olacağından kuşkum yoktur. Bilimsel düşüncenin yaygınlaşarak toplumun evrenden bilgi devşirmesinin ilk meyvesi kalkınma ve mutluluktur.

        Yöntembilimin, ikinci önemli olumlu sonucu, hoşgörünün doğmasıdır. Toplantıda da ifade etmiştim, sosyal demokrasinin tuttuğu eşitliğin ve bilginin, liberal demokrasin tuttuğu özgürlük ve sevginin ve dindar demokrasinin tuttuğu erdemin ve inancın hiçbirini feda etmeden, çünkü ekmek ve barış, mutluluk ve sonsuzluk herkese ve her ulusa gereklidir, Sosyal, Liberal ve Dindar İdeolojileri bireylerin vicdanlarına bırakarak demokrasi, laiklik, bilim ve hukuk tartışmalarını aklın önceliğine almanın daha isabetliği olduğunu sanıyorum. Çünkü biz bu bilim çağında bilgi toplumuna özeniyorsak demokrasinin, laikliğin, bilimin ve hukukun içeriğini hep birlikte tartışarak belirleyecek hoşgörü ortamını ancak bu şekilde yani taassub ve taklidi kaldıracak bilimi, bilimsel düşüncenin ışığını ve yöntembilimin çağrısını eğemen kılmakla oluşturabiliriz.